30 Eylül 2012 Pazar

CHANTAL DELTENRE/BEBEK TÖRENİ


Öncelikle bu kitapla buluşturduğu için Biblio'ya teşekkür ediyorum. Çok farklı bir okuma oldu benim için...Ben insanın kendisiyle ve çevresiyle kuşatıldığı kitaplar okuyorum genellikle....Yine insan var ama en mahrem halleriyle ve o mahremiyeti birlikte oluşturduğu nesnelerle birlikte. Farklılık burada başlıyor işte... Kahramanımız Keiko.... Fransa'da büyümüş bir Japon kızı.... ve Japonya' ya gidişiyle başlayan insanla kırılgan, nesnelerle sağlam ilişkisi....Ve Bebek Töreni... Merakla beklediğim bölümüydü...çok ilginç ve etkileciydi......ağır adımlarla ilerleyen bir kitap... ben sıkılmam Keiko'ya eşlik ederim diyenlere mutlaka okumalarını tavsiye ederim...

Kitaptan Seçtiklerim:

"Eğilip taşları bir bir okşuyorum; gecenin özeti gibiler, dost hayvanlar gibi hem dik başlı hem uysal."

"Öteki hakkında kafanda kurduğun imgeyi , onu kaybetme tehlikesini göze almadan sevemezsin"

25 Eylül 2012 Salı

ANTOINE DE SAINT - EXUPERY/ KÜÇÜK PRENS


Eğer bir gün küçük bir prens kalbinizi fethederse yapacağınız en güzel iş bu prensi herkesle tanıştırmak olmalı... Sadece yüreğime dokunmadı Küçük Prens....  ötesi oldu.....hem çok sevdim bu kahramanı hem de bu kadar yüklenmek olmaz ki dedim... hem bu prensi  kucaklamak isteyecek kadar sevgi doldum hem içten içe kızdım.. çıplak bıraktı...

Not: Küçük Prens için kitaptan seçtiklerim bölümü anlamsız olacak...

23 Eylül 2012 Pazar

İVAN GONÇAROV/OBLOMOV


Bir adam var otuzlu yaşlarında....Tembellik hastalığına yakalanmış...Öyle ki ilk 100 sayfa yataktan kalksam mı kalkmasam mı arafında bırakıyor okuyucuyu...Odasında ziyaretine gelenleri "Yaklaşmayın, dışarının soğuğunu getirmeyin"  diyor. Aylardan mayıs ve hava sıcak olduğu halde....Başka biri paçalarından tutsa ve düşürmeye çalışsaydı hayat uçurumuna Oblomov' u, kendine verdiği zarardan daha büyük bir zarar veremezdi herhalde....Gerçek biri gibiydi Oblomov benim için..Yazar o kadar güçlü bir dille anlatıyor ki...Cana gelmiş bir karakter ama uyuşuk, yaşamak istemeyen, bilinçli bir şekilde yaşama bakmayı tercih eden...Telefonda konuşurken şu cümleyi kurabildim mesela..Ama ben Oblomov kadar kötü durumda değilim..:).Kendimi roman karakteriyle karşılaştıracak kadar yakınımda duran biri oldu Oblomov...İnsan' a dair yine çok derin bir kitap...zor okunuyor, öyle akıp gitmiyor, altını çizeceğiniz kadar afili cümleler yok ama bütünüyle değerlendirdiğimde, benim en önemli kitaplarım arasına girdi...sabırla okuyun...

Kitaptan Seçtiklerim:

"Zavallı atalarımız el yordamıyla yaşıyorlardı" 

"İnsan onuruna yaraşır bir şey yaptığı, huzurunu koruduğu 

için mutluydu"

22 Eylül 2012 Cumartesi

CEM ADRİAN/ MUTLU YILLAR


Cem Adrian nadiren dinlediğim bir isimdi. Ne zaman Mardin' e gelip sırtımı buz kestiren o performansını sergileyince artık sıkı bir dinleyicisi oldum...yeni albümü bu aralar hep benimle....




14 Eylül 2012 Cuma

DAVİD FİNCHER/ SE7EN


Mustafa Ulusoy'un hazırlayıp sunduğu Film Şeridi programı vardı bir zamanlar...Orada görmüştüm ilk kez SE7EN'i...TRT de izledim yine geçenlerde:)) Son zamanlarda TRT'yi övmekten bir hal oldum... ama hakikaten esaslı filmler yayınlıyorlar...filmin bir noktasına kadar dedim ki sıradan bir seri katil filmi... ama öyle bir nokta oldu ki.. donup kaldım.. acaba filmin bu noktadan sonra seyri nasıl olacak demekten kendimi alamadım.. ve finali çok etkileyiciydi..... insanların artık çığırından çıktığı , kayıtsızlığın son raddede yaşandığı şu zamanları çok güzel işlemiş yönetmen.... bir yerde şöyle bir cümle geçiyor...." İnsanların sizi dinlemesi için omuzlarına dokunmanız artık yetmiyor, balyozla vurmanız gerekiyor"... hemen izleyin ....




11 Eylül 2012 Salı

AVATAR VE BİLMEM KAÇ BOYUT:))




Yaz başı uğradığım şehirlerden biri de İzmitti. İzmit benim ilk çalışma hayatına başladığım yer...ilk kez "öteki" lerle buluştuğum....o günlerde yüzümdeki ifade ya şaşkınlık yada kederdi.. zaten alışana kadar sadece işe gideceğim zaman uyanıyordum:))..çok zor bir başlangıçtı...ama şimdi hep diyorum eğer orada 3 yıl kalmasaydım insanlara bakışım çok sığ olacaktı... kazanımları, sıkıntıları kadar büyük olan bu şehri çok önemsiyor ama pek sevemiyorum....İzmit'in en güzel yanı bana güzel dostluklar vermesi.. o dostların en güzeline gittim ben işte.... 2 gün misafir etti beni...Avatar' ı çok sevdiği için yepyeni, son teknoloji televizyonlarında izletti bana da....blogta filmi  yazmamı istedi baktı benden ses çıkmıyor:)) Avatar açıkçası ilgimi  çekmeyen bir filmdi..çıktığı dönemdeki kayıtsızlığım sonra da sürdü epeyce.....bilim kurgu filmlerini pek sevmiyorum çünkü....sevgili arkadaşım izletince ben de izlemiş oldum.. neye değer veriyorsan ona göre yaratıyorsun alemini sanırım...eğer hep sahip olmaksa amacın yıkıcı oluyorsun ama değer ekseninden bakıyorsan mücadeleci oluyorsun, güzeli korumaya dair daha güçsüz dahi olsan da...bende bıraktığı temel düşünce bu filmin....kutsal öğelere atıfta hoştu ayrıca...Gelelim 3 boyuta:)) gözlükleri takıp kuşlarla ilgili bir animasyon izleyince fark ettim ne hoş bir şey olduğunu bu boyutluluğun:)) efendim sanırsın kuşlar tepemizde uçuşuyor....o kuşlarla o güzel insanı selamlarım:)

9 Eylül 2012 Pazar

ZEKİ BULDUK/MÜSTESNA DELİLER ALBÜMÜ


Yaz başında İstanbul' da hem mesleki anlamda hem de kültürel anlamda geliştirici bir seminere katıldım..Çok özel insanların gayretli çalışmalarına şahitlik ettim...Zeki Bulduk ile orada tanışmak nasip oldu....Sizi sosyal medyadan tanıyorum sadece, kitaplarınızı bilmiyorum dedim. Sonra kitaplarını imzalatırken şimdi doğru bir tanışmışlık olacak sanırım deyince o da beğendim:) yazdı face diliyle kitap kapağına...Saçlar, sakal dağınık...:)Söyleşi de öyleydi biraz, dağınık ama bir o kadar samimi...:) Müstesna Deliler Albümü adından da anlaşılacağı üzere seçilmiş, Zeki Bulduk'un hayatına dokunmuş mezcupların albümü.....
Her insanın hayatı kesişir delilerle...Bizim mahallede de Yakup vardı....acıkınca evleri gezer karnını doyururdu ve kahvaltılık bir şeyler koyarsan önüne evin oğlu gibi surat yapar, yemek sonunda dua yapmadan giderdi:)) ama sevdiği yemek olsun öyle dua ederdi ki, durdurmasak çatlayacak zannederdik....Bir insanı deli karşısındaki tutumundan tanıyabiliriz.....Bir deli karşısında belki de en çok belli olur bir insanın iyi yada kötü olduğu der tekrardan kitaba dönecek olursam sanırım Zeki Bulduk' u bu üslupla okumayı hiç ummadığım için mesafeli bir okuma süreci yaşadım.. daha akılcı bir yazar beklerken daha duygusal biriyle karşılaştım.....daha içli daha kendine yüklenir, kendine yüklenirken insanlığa yüklenir bir yazar gördüm....belki kafamdaki şablona uymadığı için garipsedim ama buluşulması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.. ziyadesiyle etkilenecekler olacaktır....


Kitaptan Seçtiklerim:

"Bir abdest alıp yönümüzü kıbleye döndüğümüzde bile paçalarımıza yapışan bir dünya vardır, şımarık!"

"Başkalarının hikayelerine en fazla ağlayabiliyoruz"


ABBAS KİYARÜSTEMİ/RÜZGAR BİZİ GÖTÜRECEK

Yine TRT de izledim...Kurak topraklar üzerinde ilerleyen bir araba görünce dedim bu Kiyarüstemi filmi....ve tahminim doğru çıktı.....Kirazın Tadı ile tanışmıştık yönetmenle. Konusu ve konuyu sonuca bağlama şekli oldukça ilginç gelmiş ve sevmiştim.Bu film de yine ilginçliklerle dolu. Mesela yüzünü görmediğimiz kahramanlarımız var, hemen hemen aynı sahneler arka arkaya veriliyor.Biraz sabrı zorluyor anlayacağınız.Ama diyaloglar bence muhteşem...ve köy...Kara vadi.... üstü üste, iç içe evler....herkese hitap edecek bir film olmasa da ben Kiyarüstemi filmleri beğenerek izliyorum..

MAJİD MAJİDİ/BARAN


Hafta sonları kovboy filmleri olurdu TRT de. Hep aklımda öyle kalmış...Şimdi ise öyle özel filmler çıkıyor ki...Gerçekten  takdiri hak ediyor TRT.....Bir gece vakti izledim Baran'ı.. başlamıştı ama sonra başını izlerim dedim...Tam filmin seyrinin değiştiği, nefretin en güçlü duyguya dönüştüğü noktada izlemeye başlamışım..Başını izleyince de çok derinden bir etkilenme yaşadım...Aşk' ı hiç bir filmde böyle izlemedim, aşkı böyle yorumlayan  bir yönetmen görmedim.....Aşkı zarar vermek ya da öldürücü bir sahiplenme duygusu olarak algılayanlara öyle güzel yanıt ki bu film.... sanırım bu filmi her hatırladığımda ya da izlediğim de umut ile hüznü aynı anda hissedeceğim...Majid Majidi ve fimleri....mutlaka buluşulmalı.....

8 Eylül 2012 Cumartesi

ALPER CANIGÜZ/OĞULLAR VE RENCİDE RUHLAR


Merak ettiğim bir yazardı Alper Canıgüz. Aslında Afili Filintalardan tanışmışlığımız var. O site ve yazarları gerçekten takip edilesi. Sonrasında bir çok blogta kitaplarından övgüyle bahsedilince alıp okumak şart oldu. Oğullar ve Rencide Ruhlar' ın arka kapağındaki  "Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar" sözü beni ziyadesiyle kitaba motive etti. Tahmin ettiğiniz üzere kahramanımız 5 yaşında...ve ortada ilginç bir cinayet var....tabi bu cinayeti aydınlatmakta bizim kahramana düşüyor......Yaşından öte davranışlar gösteren, ahh büyümüşte küçülmüş benzetmeleri yapılan çocuklara olan antipatim kitaba ilgimi biraz azalttı...Sonuçta yazarın hayal dünyasındaki çocuktan kendi sınırlamalarımı bekleyemem ama insan ister istemez etkileniyor...Fazlasıyla küfür olması da ayrıca rahatsız etti. Sonunu çok beğendim ve o mektup hüzünle birlikte epeyce gülümsetti beni....Kitapla ilgili yorumlara bakınca insanların çok etkilendiğini çok beğendiklerini gördüm.. Ben ise okusanız da olur okumasanız da olur diyeceğim ....

Kitaptan Seçtiklerim:

"İnsan yüreği sarkaç gibidir işte  böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar."

"Duygularımızı canlı kılmanın yegane yolu devinmektir"